Haftanın Kitapları

Özkan Saçkan’dan Haftanın Kitapları…

Depremlerde yaşanan anılar

Övgün Ahmet Ercan’dan Göçük Altında – Yaşanmış Gerçek Deprem Öyküleri. “Eğer bir usta, bir adam için ev yapar, ancak işi sağlam olmaz, yaptığı ev yıkılır, ev edinicisi de ölürse; o usta öldürülecektir. Eğer ev edinicisinin çocuğu ölürse, ustanın çocuğu öldürülecektir. Eğer edinimler, buyumlar (eşyalar) yitirilmişse, usta, yitirilenleri karşılayacaktır. Eğer ustanın yaptığı duvar kayar göçerse, o usta duvarı kendi akçasıyla düzgün duruma getirecektir.” Bu kitapta Anadolu’daki depremlerde yaşanan anıları, göçük altına girmenin sıkıntılarını, tinsel ile sağlık bozukluklarını birebir yaşayanlar ağzından duyacaksınız. (Sözcü Kitabevi)

Her şeye rağmen hayatın yanında olmalıyız

Yekta Kopan’dan Bana Kuşlar Söyledi. Çoğumuz çocukluğa dair tek bir anıya sarılırız bazen. Bir gün, bir kişi, bir olay… Bütün çocukluğumuzu onun çevresinde öreriz. Hani çocukken bir yerimiz yara olduğunda tentürdiyot sürerlerdi üstüne, sonra da yanmasın diye üflerlerdi. Hayatımız boyunca birileri yaralarımıza iyi gelecek bir şeyler sürsün, sonra da acımızı almak için üflesin diye bekliyoruz. Kimi alabildiğine gerçekçi kimi cesurca yaratıcı ve oyunbaz kimi de distopyanın sınırlarında gezinen öyküleri bir araya getiriyor. Yazar ele aldığı çetin meselelere karşın kendine özgü mizahından, derin ironisinden ve yaşam sevincinden asla ödün vermiyor. Her şeye rağmen hayatın yanında olmamız hatta elden geldiğince “dans etmemiz” gerektiğini vurguluyor. (Can Yayınları)

Gerçek hikâyenin peşinde çoklu anlatı

Kemal Varol’dan Jar. Yazar, ilk romanında 80 darbesinden sonra bir kasabanın ruhuna düşüp gelen iki ihtiyar adamı, birbirine küsen iki kardeşin karşılıklı kurulan meyhanesinde oturtuyor. Nihayete ermeyen, iç içe geçmiş, ihtimal ki bir sırra dönüşmüş, bu sırrın peşi sıra akıp giden hikâyeler eşliğinde, o iki adam öfkeyle bakışmaktan asla yorulmuyor. Komik dediğiniz bir an yara kanarken hüzün dediğinizde bir tebessüm peyda oluyor… Fonda gürül gürül memleket! Kitap, gerçek hikâyenin peşinde merakla sürükleneceğiniz çoklu bir anlatı. (Everest Yayınları)

 
Dans çağrısıyla sınıf atlamayı hayal ediyor

F. Scott Fitzgerald’ten Caz Çağı Öyküleri. “Fitzgerald çok az yazarın sahip olabildiği o niteliği, tarihin içinde yaşama algısını asla kaybetmedi.”–Malcolm Cowley. Yazarın 1922’de yayımlanan ikinci öykü kitabı belki de en az Muhteşem Gatsby’si kadar bilinen ve yine en az o eseri kadar Amerika ve dünya edebiyatı üzerine etkisi olan öyküleri bir araya geliyor. Kitapta on bir öykünün arasında, bir dans çağrısıyla sınıf atlamayı ve aşkı bulmayı hayal eden Jöleli Şeker’le, Ritz-Carlton Oteli kadar büyük bir elmasla, hayata ihtiyar bir adam olarak başlayıp yaşı ilerledikçe gençleşen Benjamin Button’la karşılaşacak, yazarın Princeton’da öğrenciyken kaleme aldığı bir skeç senaryosu ve öyküsünü okuyabilecek, ayrıca yazarın kitaptaki tüm öykülerinin yazılışına dair notlarına danışabilme şansını da bulacaksınız. (İthaki Yayınları)

Bağnazlığın yerini güzel sanatlar

Erasmus’tan Deliliğe Övgü. Avrupa aklının oluşumunda onun şöhreti görmezden gelinemez. Küçük yaşta aldığı teoloji eğitimi her zaman felsefesini belirlemiş buna rağmen din adamı kisvesine hiç bürünmemiştir yazar. Doğum yeri Hollanda’dan İngiltere’ye gittiğinde dönemin önde gelen aydınları ile tanışıklık kurmuştur. Thomas More’un evine yaptığı ziyaretlerin meyvesi sayılır kitap. Yazar, Ortaçağın baskın atmosferinden çıkmaya çabalayan Batı dünyasında, ortaya koyduğu fikirleriyle öne çıkmış ve kitap o zamandan bu yana hep bilinir olmuştur. Papalığın kurduğu hegemonyanın en etkili muhaliflerinden olmuş; bağnazlığın yerini güzel sanatların, aklın ve bilimin alması gerektiğini savunmuştur… (Kapı Yayınları)

Soğuk Savaş’ın ön çarpışmaları

Hazal Yalın’dan 1945 Türkiye – SSCB İlişkileri. 1945 yılı, hem Türkiye-SSCB ilişkileri hem de Türkiye-ABD ilişkileri açısından çok önemli bir yıldır. Türkiye 1945’te kapsamlı bir şekilde Batı’ya yönelmeye başlamıştır. Ancak 1945’in izleri 1939’dan başlayarak II. Dünya Savaşı yılları boyunca görülmektedir. Elinizdeki kitap, bu büyük dönüşümün en önemli gerekçesi olarak savunulan SSCB’nin Türkiye’den üs ve toprak talep etmesi konusunu derinlemesine incelemektedir. Üstelik bugüne kadarki yapılanlardan farklı olarak, Türk, Amerikan ve İngiliz belgeleri dışında, Rusya arşivlerinden çok önemli belgeleri de inceleyerek… Kitap, 1945 yılına odaklansa da, ayrıca hem II. Dünya Savaşı’nı hem de Soğuk Savaş’ın ön çarpışmalarını incelediği için, önemli bir kaynak olma özelliğindedir. (Kırmızı Kedi Yayınları)

Yalnızlık, altında ezildiği yazgısı olarak kalır

Cesare Pavese’den Hapishane. Kitap, politik görüşleri nedeniyle Calabria’ya sürgüne gönderilen yazarın kendi yaşam deneyiminden izler taşır: Stefano bir süre cezaevinde kaldıktan sonra bir köye sürgüne gönderilir. Gündüzleri köy halkının arasına karışabilmekle birlikte geceleri sokağa çıkması yasaktır. Stefano bir tür araf hayatı yaşadığı köyde mevsimlerin değişimine, hayatın durağan akışına tanıklık ederken kendi yalıtılmışlığını hiçbir zaman tümüyle aşamaz; yalnızlık hem altında ezildiği yazgısı hem de sığındığı kalesi olarak kalır. (Can Yayınları)

 
Dedektifliğe de cezasını çekerken başlamış

Jorge Luis Borges, Adolfo Bioy Cadares’tan Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece. Kitabın başkahramanı Don Isidro Parodi eski bir berberdir. İşlemediği bir suçtan ötürü haksız yere yirmi bir yıl hapis cezasına çarptırılmış, dedektifliğe de cezasını çekerken başlamıştır. Don Isidro klasik dedektifler gibi çalışmaz. 273 numaralı hücresinde sıcacık mate’sini yudumlayarak anlatılanları dinler. 1940’larda Buenos Aires’te karanlıkta kalan cinayetleri, failleri bir türlü yakalanamayan hırsızlık olaylarını, gizemli intiharları yerinden bile kıpırdamadan, adeta bilmece çözer gibi aydınlattığı bu eşsiz serüvenler, Borges ve Bioy’un polisiye edebiyata bir saygı duruşu, bir selamıdır da. (Everest Yayınları)

 
Uzay yolculuğuna çıkmak gibi

Andy Weir’den Kurtuluş Projesi. Ryland Grace insanlığın son çaresi olarak yola çıkan bir mürettebattan hayatta kalan tek kişi… Ve hedefine ulaşamazsa Dünya yok olacak. “Bu kitabı okumak hayatınızda gördüğünüz en iyi fen bilgisi öğretmeniyle uzay yolculuğuna çıkmak gibi… Ödeviniz de dünyayı kurtarmak.” Ernest Cline, Başlat: Ready Player One’ın yazarı… “Çok ama çok uzun zamandan beri okuduğum tartışmasız en iyi kitap olan Kurtuluş Projesi’ni tarif etmek için nefes kesici dersem yanına bile yaklaşamamış olurum. Buraya yazıyorum: Bu kitap bir klasik olacak.” Blake Crouch, Sahte Bellek’in yazarı… “Andy Weir benzersiz bir yeteneğe sahip olduğunu yine kanıtlıyor. Kurtuluş Projesi o kadar büyüleyici ve sürükleyici ki insan düpedüz bağımlısı oluveriyor.” Taylor Jenkins Reid, Daisy Jones & The Six’in yazarı… (İthaki Yayınları)

Vatan aşkı ile kavrulan insanların hikâyesi

Yaşar Aksoy’dan İstiklal Süvarisi: İzmir’in Kurtuluşu – Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın Hatıratı. Bu kitap, Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin-Suriye cephesinden sonra Bolşevizm yanlısı Yeşil Ordu’da, ardından Mustafa Kemal Paşa’nın İstiklal Ordusu’nda çarpışan, Fahrettin Altay Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu, 2. Tümen, 4. Alay, 2. Bölük Süvari Takım Kumandanı olarak, İzmir’e ilk giren ve Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çeken Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın şimdiye kadar hiç yayınlanmamış hatıratını sunar. Kitap aynı zamanda İzmir’in Kurtuluşu destanıdır: İstiklal Ordusu’nun en altındaki aç, susuz, uykusuz, beş parasız, çıplak atına semersiz binen, kuru peksimetten başka bir şey yiyemeyen, atı ve tüfeğinden başka hazinesi olmayan ama vatan aşkı ile kavrulan insanların emperyalizme karşı destansı isyanının hikâyesi… (Kırmızı Kedi Yayınları)

Gör İhtarı, naif bir ürperti!

Nisan Erdem’den Gör İhtarı. Yazar kitabında bir flanözün gözüyle hareket ediyor. Şehrin uyarıcı ışıkları, levhaları, tabelaları, sesleri karşısında içindeki genç kadını kayıtsız şartsız seven kahramanlar yaratıyor. Bazı görüntüler rüyalardan, kum saatlerinden taşarken bazıları da zamanı ileri-geri sarıp çölde bir fotoğraftan, kayıp kuş ilanına iliştirilmiş telefon numarasından ve iki kişi arasında söylenmek zorunda kalınanların tam ortasından kaydediliyor. Gör İhtarı, naif bir ürperti! (Everest Yayınları)

Omega’da ölmemenin tek yolu öldürmek

Robert Sheckley’den Mevki Uygarlığı – Bilimkurgu Klasikleri. Elli senelik kariyerine onlarca kitap, yüzlerce öykü sığdıran, bilim kurguya absürdist bir bakış açısıyla yaklaşan yazar, bilimkurgunun meşhur mizah yazarlarından biri. Yazarın en başarılı eserlerinden biri olan kitap ise iyiliğin hor görüldüğü, suçun kanun sayıldığı etkili bir hiciv. Ranzasında uyanan adam, kim ve nerede olduğunu bilmiyor. Kapısına gelen korumanın dediğine göre ismi 402. Sandığı gibi bir hastane odasında da değil. Sonradan öğrendiğine göre adı Will Barrent, cinayetten suçlu bulunduğu için Omega gezegenine sürgün edilmiş. Ve Dünya’dan sürülmeden önce, tüm suçlulara yapıldığı gibi hafızası silinmiş. Suçluların kontrolü altındaki, yeni gelenlerin ortalama hayatta kalma süresinin üç yıl olduğu vahşet dolu ceza gezegeni Omega’da ölmemenin tek yolu ise öldürmekten geçiyor. (İthaki Yayınları)

Sürekli gerileyişimizin durdurulduğu bir destan

Kadim Koç’tan Ankara’nın Kördüğümü Sakarya – Mustafa Kemal Paşa’nın Dehası. Sakarya Meydan Muharebesi’nin yaşandığı topraklarda uzun yıllardır bizzat araştırmalar yapan, 22 gün süren savaşın gün gün haritalandırılmasını sağlayan yazar çalışmalarının tüm sonuçlarını bu kitapta topladı. Sakarya Meydan Muharebesi, Osmanlı’nın son dönemindeki sürekli gerileyişimizin durdurulduğu bir destandır ve bu özelliğiyle yakın tarihimizin en önemli savaşıdır. Bu savaş; Türk İstiklal Savaşı’nın genel zayiatı içerisinde şehitlerin %35’i, yaralıların %43.68’ni kapsamaktadır. (Bilgi Yayınevi)

Acı dolu travmalara maruz kaldı

Samir Hamzaoğulları’ndan Nerfoziş – Akılalmaz Yanılgı. Ne çıkış sebebi ne de tedavisi üç yüz yıldan bu yana henüz bulunamayan Şizofren isimli akıl hastalığına şimdi de bir yenisi mi ekleniyor? Yazar belki de tıp dünyasında hipotez olarak incelenecek yeni bir akıl hastalığı ihtimalinin romanını yazdı. Romandaki baş karakter Yakup öylesine acı dolu travmalara maruz kalıyor ki sonunda onun gerçekten akıl almaz bir hastalığa tutulduğunu düşünen Psikiyatr Prof. Dr. Nesrin Güven, bu sendromun adını Nerfoziş olarak kodluyor. Aslında senarist olan yazar yazar, bu ilk kitabının her paragrafında kurguladığı şaşırtıcı olaylar zincirini akıcı bir üslupla kaleme alıp, neredeyse okurun zihninde film kareleri oluşturmayı başarmıştır. (Dark İstanbul)

Astroloji, insanlığın kadim bilgisinin bir parçasıdır

Oğuzhan Ceyhan’dan Ezoterik Astroloji. Astrolojiye karşı duyulan merak gün geçtikçe daha da artıyor. Astroloji artık internet sütunlarının ya da görsel medyanın bir eğlence unsuru olmaktan çıkarak büyük kitleler tarafından ciddi bir bilim dalı olarak ele alınıp inceleniyor. Yakın zamana kadar fal küçümsemesiyle ötelenen astroloji artık seçkin bir disiplin olarak kabul ediliyor. Kökenine olan ilgi de giderek büyüyor. Astrolojinin kökenine baktığımızda bütün gözlem ve hesaplamaların dışında büyük bir ezoterik bilgi ile karşılaşıyoruz. (Destek Yayınları)

Biz çocukken dünya da çocuktu!

Behiç Ak’tan Havada Asılı Kalan Top. Sualtına sevdalı Serkan, yeni atanan kaymakamı merak eder. Kaymakam, kasaba halkının özensiz yaşam alışkanlıklarını eleştirince yetişkinler suspus olurken, çocuklar sözcük üretme ustası arkadaşları Zekiye’ye başvurmuş ve nedenlerin peşine düşmüşlerdir bile. Depremde sulara gömülmüş heykelli park, şom ağızlı yaftasıyla küstürülen Bal ve aile tarihçeleri ortaya çıkmaya başlar. 23 Nisan günü, görevliler makamlarını çocuklara bıraktığında, işler hepten karışır. Bir futbol maçında düğümlenen geçmişin sırları kasabayı değiştirecek gibidir… (Günışığı Kitaplığı)

Her toplumsal düzenin altında düzensizlik

Georgies Balandier’den Sahnelenen İktidar. Ünlü sosyolog yazar kitabında tarih boyunca her devirde ve her coğrafyada rastlanabilecek tüm iktidar ve muhalefet biçimlerinin bir tür teatrallik barındırdığını, sahneleme sanatına has tekniklere başvurarak rıza ve dayanışma ürettiğini savunuyor. Her toplumsal düzenin altında düzensizlik, her kurumun altında şiddet, her birliğin altında indirgenemez bir çokluk ve kaos yatar. Yazar, Amerika yerlilerindeki tören şaklabanı karakteri, Benin’in koyu dindar düzeninde yer bulan Legba figürü, Zunilerdeki kutsal palyaçolar, Avrupa’daki saray soytarıları ve meczuplar gibi pek çok geleneksel “sıra dışı” kişiliği bu düzen-düzensizlik diyalektiği bağlamında ele alıyor. (İş Bankası Kültür Yayınları)

Pratik çözümler sunuyor

Yavuz Saltık’tan Tanrım Beni Başkan Yarat. Siyasete giriş niteliğindeki bu kitapta yazar, tecrübeleriyle sınanmış bilgilerini oldukça yalın ve uygulanabilir biçimde okura sunuyor. Daha iyisini yapma motivasyonuyla siyasete atıldığını dile getiren yazar, başlangıç yapmak isteyenler için hem rehberlik yapıyor hem de bu süreçte karşılaşılabilecek durumlar için pratik çözümler sunuyor. “Tabii ki siyasetle ilgilenen herkes başlangıçta bu nitelikte donanımlara sahip olamayabilir; ancak hedefin sürekli olarak yüksek tutulması önemli. Hem kendini hem de yaşadığı toplumu olduğu noktadan bir adım öteye götürmeyi hedefleyen başta genç siyasetçiler olmak üzere herkese bu kitabın ışık tutacağına inanıyorum. Bu çalışma, ideal siyasetçinin kılavuzu ve yol açıcı bir siyasetnamedir. Ülkemizi geleceğe taşıyacak olanlar, bu siyasetnamede yer alan özellikleri taşıyan siyasetçiler olacak.” (Karakarga Yayınları)

3.253 göçmenle yapılan araştırma sonuçları

Evrim Kuran’dan Onlar Göçtü Buradan-Türkiye’nin Yeni Göç Nesli. Türkiye, son yıllarda tarihinin en büyük beyin göçü dalgasını yaşıyor. Yalnızca geçtiğimiz beş senede, çoğunluğu yükseköğrenim görmüş genç kuşaktan on binlerce kişi yurtdışına yerleşme kararı aldı. Peki, bu insanları böylesi zor bir kararı vermeye iten sebepler neler? Ya gittikten sonrası? Aradıklarını bulabildiler mi, dönmeyi düşünüyorlar mı, neleri özlediler, neleri hiç özlemediler? Yazar kitabında Türkiye’nin her köşesinden 118 ülke, 728 kente dağılmış 3.253 göçmenle görüşerek yaptığı araştırmanın sonuçlarını anlatıyor ve yorumluyor. Bunu yaparken onların sesini bize duyurmayı ihmal etmediği gibi, kendi tecrübelerini ve duygularını da aktarıyor. (Mundi Kitap)

Aşkın doğasına dair etkileyici bir roman

Emina Temel’den Assolist. Asu ve Eşref: Yasak bir aşkın iki yakası… 1980’lerin darbe sonrası Türkiye’sinde, yaşadıkları hikâyenin içinde kendilerini kaybetmekle bulmak arasında sürüklenirken destansı aşkları şarkılara, filmlere, efsanelere değip geçiyor. Yazar, kitabında Homeros’tan Heredot’a pek çok ölümsüz hikâyeye dokunurken Asu ve Eşref’in ardında salınan 1980’lerin İstanbul’unu da zarafetle anıyor. Kitap, aşkın doğasına dair etkileyici bir roman… (Mona Kitap)

Kaktüs Çiçekleri, çocukları oyuna geri çağırıyor

Zeynep Alpaslan’dan Kaktüs Çiçekleri. Petek, ailesiyle taşındığı Elma çiçeği Kasabası’nın düzenine ayak uydurmakta zorlanacağını düşünür. Yeni bir okulu olacaktır artık ve böyle değişimlere uyum sağlamak onun için zordur. Neyse ki müzik vardır… Ancak Petek’i hiç ummadığı güzellikler beklemektedir. Okuldaki yeni arkadaşlarıyla müziğin birleştirici gücü sayesinde birbirlerine tutunur ve bambaşka hayaller kurarlar. Yapmaları gereken tek şey, hayallerini gerçekleştirmek için çalışmaya başlamaktır… Birbirinden oldukça farklı dört çocuk ve onları hiç ayrılmamacasına bir araya getiren bir hayal… Kaktüs Çiçekleri, farklılıklarından dolayı dışarıda kaldığını hisseden çocukları oyuna geri çağırıyor. Hem de değişmek zorunda kalmadan… (Redhouse Kidz Yayınları)

Malikâne sahipleri ve köylülerin ilişkileri

Lev Nikolayeviç Tolstoy’dan Polikuşka – Güvenilmez Bir Uşağın Yazgısı. Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan yazar, uzun öyküsünde 19. yüzyıl Rusyası’nda malikâne sahibi efendilerle, burada zorlu koşullar içinde yaşayan köylülerin ilişkilerini anlatır. Polikuşka iyi niyetli ama kolayca aklı çelinen bir köylüdür. İçkiye düşkündür ve meyhanelerde içki içmek için küçük hırsızlıklar yapar. Aslında ona göre yaptığı pek de hırsızlık sayılmaz. Sadece insanların sağda solda bırakıp unuttukları şeyleri alıp saklamakta ve bunları içki almak için satmaktadır. (Remzi Kitabevi)

Dokunduğu dişi kıran hikâyeler

Mustafa Burak Kurt’tan Allah’tan Çav Bella’yı Vermemiş. Ezilmeye dayanamayıp greve giden koltuklar, serinlemek için cehennemden görüntülü arayanlar… Kul hakkına faizi katık edip yer sofrasına oturanlar, öte yanda bozuk tartılarda maliyeti hesaplanan çocuklar… Daha kimler ve neler! Konuşmayı beceremeyen insanlar, insanlığından utanan eşyalar… Yazar, suyu sabuna katıp dişe dokunan hatta dokunduğu dişi kıran hikâyeler anlatıyor. (Sapiens Yayınları)

Piyasa sorunlarına çözüm önerileri

Ateşan Aybars’tan Karmaşıklık Ekonomisi. “Günümüzde kaostan düzene geçişin belirimi olarak giderek bir dal olarak yerleşmekte olan karmaşıklık biliminin iktisada uygulanışını bütünsel bir yaklaşımla ele alan bu kitap akademik dünyadan, bilim meraklısı her kuşak okuyucuya kadar hitap edecek bir içerik sunmaktadır. Ülkemiz yayın dünyasında belirgin bir boşluk olan fizik temelli gerçeklikten hareket ederek sosyo-ekonomik alanın konularını karmaşıklık bağlamında irdeleyip piyasa sorunlarına çözüm önerileri sunan yerli yazarlı telif yapıtlarında önemli bir eksikliğin olduğunu ve kitabın bunu doldurmaya aday olduğunun da özellikle vurgulanması gerekir.” Mustafa Özcan. (Scala Yayıncılık)

Bambaşka pencereden bakacağı içsel yolculuk

Pascal Mercier’den Lizbon’a Gece Treni. Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius’un yaşamı, yağmurlu bir günde okul yolunda karşılaştığı Portekizli bir kadından duyduğu Portekizce bir sözcük ve o sözcüğün büyüsüne kapılarak gittiği bir sahafta bulduğu kitapla tümüyle değişir. Ani bir kararla trene binerek Bern’den ayrılır, Lizbon’a doğru yola çıkar. Dilini, geleneklerini bilmediği, kimseyi tanımadığı bu yabancı kente onu sürükleyen, Salazar rejimine başkaldıran Doktor Prado’nun bu sıra dışı kitabıdır. İzini sürdüğü Doktor Amadeu Prado’nun hayat, aşk, yalnızlık, özveri, cesaret, ölüm ve zorbalıkla ilgili notları Gregorius’u kendi sınırlı iç dünyasından koparıp hayata bambaşka bir pencereden bakacağı içsel bir yolculuğa çıkartır. (Sia Kitap)

Unutulmaz üç kadının deneyimleri

Lisa Taddeo’dan Üç Kadın. Arzu. Bizi büyülüyor ve avucuna alıyor. Düşüncelerimizi kontrol ediyor, hayatlarımızı yönlendiriyor, bazen sadece onun için yaşıyoruz. Yine de hakkında neredeyse hiç konuşmuyoruz. Ve derinlerde yatan bir güç olarak arzu, büyük ölçüde keşfedilmeden kalıyor. Gazeteci yazarın, farklı geçmişlere ve yaşam tarzlarına sahip kadınlarla konuşmak için Amerika’yı altı kez baştan başa kat ettikten sonra kaleme aldığı kitap, kadın arzusunun kırılganlığına, karmaşıklığına ve eşitsizliğine ışık tutan, çığır açan bir kitap. Unutulmaz üç kadının deneyimlerini okudukça yalnız olmadığımızı hatırlayacağımız, büyük bir gazetecilik başarısı. Kitap, karşılanmayan ihtiyaçların, dile getirilmeyen düşüncelerin, hayal kırıklıklarının, umutların ve amansız takıntıların bir kaydı. Çekici, rahatsız edici, çok katmanlı, güçlü ve güzel. (Mundi Kitap)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir